De ki işte;
Yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin
şeylerin altında ezilmenin süreci olacak.
Yaşamı ‘hafifçe’ yaşayabilseydin, yaşamın olayları da
uçup giderler, sana yük olmazlardı - ama o zaman da,
uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her
olayı ‘ağır’laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna
çöksün; sen de onun yükünü taşıyasın.
Yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmek olacak.
Yaşam, yükleneceğin yüktür.
Yaşamın, yükündür.
Oruç Aruoba
Beklenen’e Nazire
Beklenen
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
Necip Fazıl Kısakürek
“Beklenen”e Nazire
Hasta beklemez sabahı,
Çünkü sabır taşı çatlar.
Şeytan beklerken günahı,
Benden daha az sabrı var.
Suçtu reddetmem gelmeni,
Yokluğunda bildim seni,
Bak, arıyorum gölgeni,
Gel artık, budur son karar.
Süleyman S. Aras
Yalnızlık Kayzer’den daha güçlüdür
Ve Roma’dan daha uğultulu
Yastığa gömebilir misin onu?
Duvara asabilir misin?
Bir âyin elbisesi
Ya da bir geyik postu gibi?
Ruhundan sızarak senin
Ve belkemiğinden
Odanı dolduracak
Belki de dünyanı
Ve üstüne çıkaracak
Tekneni, dalgaların
Yalnızlık…
Bitişik yataktaki hasta:
Başının altında elleri
Ve gözleri tavanda -sabaha kadar-
Alçak sesle
Tanrı’yla konuşuyor
Ve bazen de seninle.
Cahit Koytak
“Bavulumu her hazırladığımda anam
Kapının önüne yatar
Ve “Üzerimden atlamadan gidemezsin” derdi.
Her defasında atladım
Ta ki annem
İyi bir katoliğin asla üzerinden atlamayacağı bir mezara dönüşene kadar. “
İşte böyle sevgili dostum Panait.
Analar, babalar ve oğullar ve kızlar!
Fransa’ya giderken yaptığın gibi
Bir yük gemisinin ambarında,
Bir kuru üzüm sandığında
Saklanarak kaçamayacağın şeyler onlar.
Panait Istrati
‘bu dünyadaki insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.. ilki ateşe yaklaşmış ve demiş ki : ben aşkı biliyorum.. ikincisi ateşe yavaşça kanadıyla dokunmuş ve demiş ki : aşkın ateşinin nasıl yaktığını bilirim.. üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak yanarak kül olmuş.. gerçek aşkı işte sadece o kelebek bilir..’
‘ölümden kesinlikle çok korkarız.. anne karnında karanlıktaki bebeğe denseydi ki : dışarıda aydınlık bir dünya var , yüksek dağlarla dolu , büyük denizleri olan , dalgalanan düzlükleri olan , çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan , dereleri olan , yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve alevli güneşi olan ve sen bu mucizelerle yüzleşmek yerine karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun.. doğmamış çocuk bu mucizeler hakkında hiçbir şey bilmediği için hiçbirine inanmayacaktır tıpkı bizim ölümü beklediğimiz gibi.. işte bu yüzden ölümden korkarız..’
‘sanki suyla temaşa halinde görünmektedir ve suda gördüğü , kendi görüntüsü değildir.. çünkü sadece aşık olmayanlar , kendi yansımalarını görürler..’
Source: hayallerimizisatmadikya
Gregor Samsa'nın Sırtına Saplanan Elma: 16 Mart
her gün bir yerlerde binlerce insan ölüyordur elbet ama 16 Mart’ta çok öldük galiba.
gerçi hep çok ölünür zaten16 Mart 1968 - Vietnam Savaşı sırasında My Lai katliamı gerçekleştirildi.
16 Mart 1978: İstanbul Üniversitesi Eczacılık fakültesi önünde öğrencilere yönelik bombalı saldırıda 7…
Source: gregorumsamsam
Mavi Ünlü Yağmurluk
Saat sabahin dordu
Araligin sonu
İyi olup olmadigini ogrenmek icin yaziyorum sana
New york soguk
Ama yasadigim yeri seviyorum
Clinton caddesinde gece boyunca muzik caliyor
Yokluk icin mi yasiyorsun simdi?
Umarim bir tur kayit tutuyorsundur
Jane sacindan bir tutam getirdi
Dedi ki ona sen vermissin
Temize cikmayi planladigin gece
Temize cikabildin mi hic?
Seni son gordugumuz zaman
Cok daha yasli gorunuyordun
Meshur mavi yagmurlugunun omzu yirtilmisti
Tren garina gitmistin
Gelen her treni karsilamak icin
Ama o hic gelmedi, lili marlene’i kastediyorum
Bir kadina sanki bir hicmis gibi davrandin
Ve o eve dondugu zaman kimsenin e$i degildi
Goruyorum seni orada dislerinin arasinda bir gulle
Bir baska zayif cingene hirsiz
Goruyorum ki jane uyanmis,
Sana sevgisini yolluyor
“Sana ne soyleyebilirim
Sana ne soyleyebilirim
Ne soyleyebilirim ki
Sanirim seni ozluyorum
Sanirim seni affediyorum
Yoluma ciktigin icin mutluyum”
Ve eger bu taraflara ugrarsan
Jane icin ya da benim icin farketmez
Bilmeni isterim ki dusmanin uyuyor
Bilmeni isterim ki kadinin ozgur
Onun gozlerinden alip goturdugun sıkıntı icin tesekkur ederim
O sıkıntı asla gitmeyecek sanirdim
O yuzden hic bir zaman gercekten denememistim
Ve jane elinde sacindan bir tutamla geldi
Dedi ki ona sen vermissin
Temize cikmayi planladigin gece
Sevgilerimle, bir dost
Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var.. Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay. Herkes sürüye katıldığından ötürü güven içerisinde, kentlerin yollarında geçip işe, yemeklerin başına ve eğlenceye gidiyor. Tıpkı büroda olduğu gibi, sınırları iyice çizilmiş bir yaşam. Böylesi bir yaşamda mucizeler değil, yalnızca kullanma talimatları, dolduracak başvuru formları ve kurallar var. Özgürlükten ve sorumluluktan korkuluyor. O nedenle insanlar, kendi yaptıkları parmaklıkların ardında boğulmayı yeğliyor.
Franz Kafka
Jacquels Brel’in Ne Me Quitte Pas şarkısına türkçe söz yazılmış, söylenmiş. Söyleyen kim dersiniz?
Zeki Müren söylüyor Beni Terketme..
‘Beni ateşten onu topraktan yarattın’ demiş kainatta ilk ırkçı… Günahsız bir melek iken ırkçılığı onu bir isyankar ve zulümün temsilcisi yaptı…
Bir insanı milleti,ırkı,dini sebebiyle aşağılamak ve “beni müslüman yarattın onu ermeni,rum,yahudi” demekle kimi temsil ettiğinize dikkat edin….


